HABERLERİM VAR, HEPSİ DE BİRBİRİNDEN GÜZEL

                                                                       

     Bugün Eylül'ün ilk günü. Playoff çeyrek final eşleşmeleri bitti sayılır. Bitsin, biz playoff yapamadık.

    Doğu'da noktalanan iki yarı final maçı hariç vasat geçen bir çeyrek final tablosuyla karşılaştık ama ülkenin öteki yakasında kan gövdeyi götürüyor: LeBron senaryo tutarlılığı gereği hisse sahiplerinin en büyüğü olduğu yüzük için geliyor (biz playoff yapamadık), Kawhi playofflara kadar itinayla sakladığı asar keserim modunu açtı (çok özlüyorum & biz playoff yapamadık), şanı büyük Paul paşa Orlando'dan çıkmam diyor (biz playoff yapamadık). Rekabet yine kendi kahramanlarını ve kaybedenlerini yarattı, Kaybetmekle pek arası olmayan takımımın olmadığı bu playoffları izlerken kafam pek rahat. Yesinler birbirlerini. 

    Kişisel gelişim mefhumunun koca bir saçmalıktan ibaret olduğuna inanırdım, belki çoğunuza da böyle geliyordur bu. Küçük değişikliklerle huzura kavuşmak, üstelik bunu kim olursak olalım yapabiliyor olmak, kanı damarda kiracı olan insanoğlunun normali şiddet, öfke ve hayal kırıklığıyken, inanmayı istediğimiz bir yalandan, boş bir umuttan gayrısı değil gibi sanki. Teoride "neye istiyorlarsa ona inansınlar, öyle mutlu olacaklarsa öyle yapsınlar," ilkesini destekliyordum tabii ancak kavgaya/gürültüye böylesi kör bir inançla arkasını dönebilmiş insanların da bir yanlışa kapıldığına yemin edebilirdim. Bu insanlar kişisel gelişedursunlar, kendilerine ders çıkarmaları için en büyük fırsat olan yenilgilerini de iyi niyet torbasına saklayıp atmıyorlar mıydı bir kenara, tilt oluyordum: Her güzel şeyin bir sonu vardır, her son bir başlangıçtır hede hödölerine bu kadar samimi ve bu kadar derinden inanabilmek, öz gelişim olgusuna ihanet etmek değil miydi? Onlar ki, kendilerini en güçlü hissederken en çaresiz olanlar... Yapıyorlardı böyle dallamalıklar hakikaten de.

A S T E R I S K*

    Ben, dünyada çok az takım taraftarının yaşama şerefine nail olduğu başarılara tanık oldum. Yirmi iki senedir playoff yapan, on beş senede beş şampiyonluk kazanmış, basketbol tarihinin en iyi beş oyuncusundan biri ve en karakterli oyuncularından birini (bunların ikisi de aynı adam) sahaya sürmüş, üstelik bu adamdan on sekiz, neredeyse on dokuz sene boyunca hep olumlu şeyler alabilmeyi başarmış, profesyonel spor tarihinin en kazanan camiaları arasında yer almış bir takımın taraftarıyım ben, benim başarısızlık addettiğim çoğu şey başka takım taraftarlarının, olsa olsa hedefi olurdu. Ben on üç yaşındaydım, "Spurs bitti artık," deniyordu. Bir seneyi bile boş geçmedi bu Spurs bitti geyikleri. 50+ galibiyet almadığımız sezon yoktu ama taraftarı olmayan herkes için bitmişti bu takım. Benim içinse hiç bitmeyecek bir şeydi bu: Duncan hiç yaşlanmayacak, Ginobili sonsuza kadar kelleşecek, Parker hiç yavaşlamayacak, Kawhi, hiç gitmeyecek gibiydi. Okumadıysanız eğer, Ömer Seyfettin'in Başını Vermeyen Şehit kitabını okuyun, hikayede 2010'lar Spurs'ünden çok şey olduğunu göreceksiniz, şampiyonluk adayı titrini koruma hususunda öyle bir uzatma oynadı bu ekip. Her şeyin bir sonu vardı ama hakikaten de, yaşlandık, güçten düştük ve kan kaybettik. 2018'in bir yaz akşamında apar topar acile kaldırıldık, komadaydık. Yaklaşık bir ay önce de hakkın rahmetine kavuştuk. Sonunda bittik anasını satayım.

    Alışmış, kudurmuştan beter, derler. Bu takımın günahlarına geçmeden önce kütüğünde Texas yazan LaMarcus'u renklerimize bağladığımız 2015 yazına hızlıca bir değinelim; bu hamlenin kariyer penceresi gitgide daralan büyük üçlüyle son kez San Antonio Spurs demek için atılabilecek belki de en iyi adım olduğunu not düşmek lazım, San Antonio eyaletinin serbest kalan süper yıldızlara vaadedebileceği şeyler Riverwalk ve iyi takodan ibaret malumunuz. Sonrası? Sonrası tufan... Önce Parker gitti, 2015-2016 sezonu içinde ne olduysa, önceki iki yıl takımımızın en iyi oyuncusu olan adamın yetenekleri ve deliciliği kayboldu. Kawhi gelişiyordu gelişmesine ama o yaz sözleşme imzaladığımız LaMarcusla beraber oynayabilecek bir oyuncu imajı da çizmiyordu, ara sıra sergilediği göz dolduran performansları dışında Portland yıllarının gölgesinden ibaret bir adama dönüşmüştü LA, bunu da daha sonra Kawhi'ın yokluğunda oynadığı oyunla öğrenecektik. Duncan'ın sakat olmayan dizini de emanet ettiği sezondu bu aynı zamanda bu, yine de 67 galibiyetle tamamlamıştık sezonu, içeride oynadığımız 42 maçın 41'ini kazanmış, tarihi bir başarıya imza atmıştık. Aynı sezon GSW'nin 73-9'luk rekoru geldiği için çok da büyük yankı uyandıramadık, bu da olabilecek en Spurs şeylerden biriydi.

Yeniden yapılanmayı simgeleyen anlamlı bir foto 

    Duncan'ın vedasından sonra takımın dizginleri Kawhi'a emanetti. Kawhi'ın gidişini bir çok açıdan ele alabiliriz ama bunu yapmanın eski sevgilimin yeni sevgilisiyle fotoğraflarına bakmaktan bir farkı olduğunu düşünmüyorum, o yüzden yapmayacağım. Yıllarca ligin sessiz gücüydük, sessizdik ama bir güçtük, bu yüzden biz taraftarlar bile takımımızın çoğu yanlışının farkına varmadan, başarı tramvayındaki tutamaçlara sıkı sıkıya tutunmuş, ulan bu sene bi' yüzük daha gelir mi modunda yolculuğun tadını çıkarıyorduk. Tony Parker ve Emanuel Ginobili'nin draftın gerilerinden seçtiğimiz başarılı isimler olması, Avrupa'dan NBA'e gelmiş, kendine yuva arayan yetenekli oyuncularla yaptığımız akıllıca anlaşmalar ve Kawhi Leonard hamlesi bize bizim ne kadar iyi bir scouting takımı olduğumuzu haykıran şeylerdi ve biz on beş seneyi aşkındır kendi draft haklarımızla eli yüzü düzgün oyuncu seçememiş olduğumuz gerçeğini duymaktan acizdik: Goran Dragic'i Suns'a yolladık, Barbossa zaten Suns'a gidene kadar adam olmadı. De Colo hiçbir zaman NBA oyuncusu gömleği giyemedi. George Hill'in ömrü Kawhi'a kadar, kariyerini bizde parlatmış tek draft oyuncumuz Tiago Splitter'dı. Lotarya dışından seçim yapmak zorunda olduğumuz da uzun bir dönemi ardımızda bıraktığımız da, draft hakkı için takas yapmayı bir kereye mahsus göze almış, onun dışında şampiyonluk adayı takımımıza yan parçalar aramayı öncelik edinmiş olduğumuz da doğru. Yine de, sarsılmaz Spurs camiasını öldüren günahları sıralıyorsak, scouting başarımızın şanı kadar büyük olmadığına da değinmekte fayda olduğunu düşündüm.

    Rekabetçi olmanın mental yükü rekabetçi kalmaktan hafiftir çoğu zaman. NBA'in geri kalanı için hayret verici bir rakam olmasının yanında yirmi iki yıl playoff yapmak demek, yirmi iki yıl playoff yapan takım için rekabetçi kalmak, rekabetçi kalmak için ter dökmek demektir. PATFO'nun (Popovich and the Front Office*, Pop'un takımla ilgili sorumluluğunun yönetim kuruluyla olan paydaşlığına atıfta bulunan bir tabirdir) yıllarca aldığı kararlar da hep bu motivasyonla alınmış kararlardı, Richard Jefferson, Stephen Jackson, David West, T-Mac(?), Pau Gasol, LaMarcus Aldridge, Rudy Gay vs, vs. Yönetimin zirve rüzgarını sırtına yiye yiye aldığı kararlardı bunlar, bundandır bazen geleceğe küstük: Pau Gasol'ün kara kaşı kara gözüne hayvan gibi kontrat uzattık, zaten formdan düşmüş, üstüne Quadriceps'ini yırtmış Parker'ı yedeğe çekme kararını yine benzer sebeplerden oldukça geç almıştık. 2018 yazındaki vedamızdan sonra kanadımız kırılmıştı ama, küçük yamalarla parlatabileceğimiz bir takım yoktu artık elimizde. Yıllarca rekabetçi kalmak için ter dökmenin götürüleri gözle görülebilir bir haldeydi artık. Ginobili hâlâ reyizdi gerçi, Ginobili sahaya çıktığı son ana kadar reyizliğini koruyabilmişti.

    2017 playofflarında Kawhi'ı madden, takip eden sezonda da manen kaybettik. Ginobili'yi emekli ettik. 2019 sezonunda LaMarcus sahaya ciddi bir karakter koyarak bizi ite kaka playofflara soktu ki artık bizim için playoff yapmak rekabetçi olmak değil, "Nasıl hâlâ playoff yapabiliyor lan bu takım," diyen gevşeklere haddini bildirme meselesiydi. 2018-2019 sezonu felekten çalınmış son bir geceydi, büyük umutlar beslediğimiz smaç basabilen as oyun kurucumuz Dejounte'nin sakatlığına rağmen yıkılmamıştık. Geçen sene oynadığımız tek eşleşmede, yedi maça giden iyi bir yumruk dövüşü armağan etmiştik Denver'a. Derrick White vardı bir de, G-Leauge'de çürüyen, süre alamayan gençlerimizin ahı için şahlanan, Marco Belinelli gibi itlerin artık takımımızda yeri olmadığını gösteren bir süvariydi bu genç adam. Playofflarda sergilediği harika performans, takımı gençleştirmemiz için atılmış bir işaret fişeğiydi adeta.

Uzun saçlı kel Emanuel 'Manu' Ginobili hazretlerinin gitgide açılan tepesi


    Spurs dolu yıllarım oldu, teker teker geçtiler. O hiç değişmeyen heybetiyle ligin en tepesinde oturan sarsılmaz Spurs'ün emin lideri Popovich, geçen yıllarla beraber bana yeniden yorumlandı: Büyük önderin zirvede kalma başarısı, geleceğimize vurulmuş bir prangaydı artık. Ligin en iyi savunma takımını en iyi hücum takımı olarak yeniden kurgulamış, ligin en yavaş takımını en çok top çeviren takımına dönüştürmüş, boyalı alandan ekmeğini çıkaran süper yıldızı yaşlanınca hücumu üçlük yayının gerisine uzatmış bir adam gelişimin ve değişimin sembolü değil miydi? Bu adam nasıl oluyor da hatalarından ders almıyordu? Küçük değişikliklerle epeyce yol katedebilirdik ama Pop'un yeniden yapılanmaya ne hevesi, ne de enerjisi vardı. Hâlâ anlamadığım bazı ısrarlarına burada değinmeyi, hocama saygısızlık etmemek adına bir kenara bırakıyor, bunu da büyük bir antiparantez olarak yazıya sabitliyorum.

    Her sene iddialı, her sene rekabetçi hissettiğim Spurs yıllarım oldu, teker teker geçtiler. Ben bu yılların hiçbirinde tatmadığım hisleri Orlando'da oynadığımız maçlarda hissettim; takımın lideri olmaya değer görmediğim DeRozan'ın sorun çözücü bir veteran olarak gençleri beslediği, yüksek tempolu koş koş basketbolu oynayan gençlerin mücadele ettiği enerji dolu maçları izlerken adeta kendimden geçtim. Yılların metal yorgunluğunu bir nefeste atıp, temiz bir sayfa açabileceğimize canı gönülden inanarak maç izlemenin verdiği haz, aşina olduğum bir şey değildi. Hataların ders çıkarılabilecek doneler içerdiğine inancımı kaybetmedim ama, küçük değişikliklerin büyük umutlardan peydah olabileceğini, huzurun da tam olarak böyle geleceğini kendi gözlerimle gördüm. Her şey bir umutla başlar çünkü, gençliğe ve yenilenmeye olan bir umut yeşerdi bende de. Sonra, iyi bir kişisel gelişimci gibi umudunun niyete dönüştüğünü, evrenin de bu niyete olumlu dönüş yaptığını gördüm: Keldon Bubble’da %60 saha içi isabetiyle oynadı, White her maç 20+ atan yırtıcı bir guard olduğunu gösterdi. Playoff serimiz bitmişti belki ama her son yeni bir başlangıçtı işte, Lonnie Walker 30 dakika süre alıyordu takımda.  Önceden gülüp zayıflık olarak göreceğim bu safsatalara olan inancımın daha ergenlikten çıkmamış bir topçu dolayısıyla güçlenmesi biraz tırt ama yapacak bir şey yok.Bu güzel adamlar sahadayken her sene kafaya oynamasak da, kan banyosunda yıkanan batı takımları karşısında ciddi bir olamayacaksak da olamayıverelim, ne çıkar? O kadar sene Playoff yaptık, modern NBA'de küçük market takımı olarak beş şampiyonluk yaşadık. Biz, kendimizden başka kimseyle yarışmıyoruz.

    Şimdi, her muzaffer komutan gibi bizim de durup, başardıklarımıza bakıp keyiflenme zamanımız. Genciz, güzeliz. Dinamiğiz. Büyük bir çabayla inşa ettiğimiz ömürlük kültürümüz, Spurs efsanelerinin halefi olacak nice gence gani gani yeter. Keldon'la, Lonnie'yle, White'la ve Dejounte'yle geleceğiz. Lotaryadan adam seçecek, geleceğimizi sabırla ama oldukça keskin çizeceğiz. Biz, kazanmayı herkesten iyi biliriz. Önümüzdeki yıllar Ful Fiesta, bir zamanlar Duncan, Parker ve Ginobili nasıl gençse biz de öyle genciz. 

    Kimse rehavete kapılmasın, emanetimiz olan lig-i NBA'i almaya geleceğiz.


"Daha ergenlikten çıkmadım"

Yorumlar

Popüler Yayınlar